Yazar, toplumun geçmişte sahip olduğu hoşgörü, vicdan ve edep gibi temel değerlerden uzaklaşarak bir yozlaşma sürecine girdiğini derin bir teessürle ele almaktadır. Metinde, Yunus Emre’nin "gönül yapma" felsefesi temel bir referans noktası olarak sunulurken, günümüzdeki samimiyetsizlik ve manevi kopuşun toplumsal huzuru bozduğu vurgulanmaktadır. Eskiden Anadolu insanının en zor zamanlarda bile merhamet ve sevgi köprüleriyle ayakta kaldığı hatırlatılarak, bugünün dünyasında kaybolan akort ve düzenin ancak bu hasletlerle yeniden kurulabileceği ifade edilmektedir. Yazar, kalp kırmamanın ve hoşgörünün bir lüks değil, toplumu bir arada tutan en hayati mihenk taşı olduğunu hatırlatmaktadır. Sonuç olarak bu metin, yitirilen insani inceliklere ve özümüzdeki o birleştirici gönül diline bir dönüş çağrısı niteliği taşımaktadır.